ALEVİLİK BİLGİ FORMU-ALEVİ-VEYSEL
ALLAH-MUHAMMED -YA ALİ.

Vahdetin sırrına ereyim dersen
Vucudun şehrine gireyim dersen
Tüm alemi aynı göreyim dersen
Önce Kendi ÖZÜNÜ bilmen gerek

Küntü kenzin sırrına ermek için
Tüm alemi kendinde görmek için
Hakk sende olduğun bilmek için
Önce Kendi ÖZÜNÜ bilmen gerek

Enel Hakk sırrına erişmek için
Tüm varlığı bir gözle görmek için
Vahdeti vücuda ulaşmak için
Önce kendi ÖZÜNÜ bilmen gerek

Hakkı Baba Hakk'ı bileyim dersen
Hakk'a Hakk-el yakin olayım dersen
Sen kendi kendini bileyim dersen

..ÖNCE KENDİ ÖZÜNÜ BİLMEN GEREK..

..Dönen dönsün yolundan ,Ben dönmezem yolumdan..
Giriş yap

Şifremi unuttum

Arama
 
 

Sonuç :
 


Rechercher çıkıntı araştırma

En son konular
» Melamiyye
Salı Ağus. 22, 2017 5:57 pm tarafından alevi-veysel

» Hasan Sabah ve Haşhaşiler tarikatı
Perş. Ara. 22, 2016 3:47 pm tarafından Admin

» OSMANLI DEVLETİNDE BEKTAŞİ TARİKATININ KAPATILMASI VE SONRASI GELİŞMELER
Perş. Ara. 22, 2016 3:43 pm tarafından Admin

» BİZİM SAYFAMIZ
Çarş. Haz. 15, 2016 8:05 pm tarafından Admin

» Zara AKDEDE (Cimilti) Köyü
Salı Mayıs 17, 2016 3:39 pm tarafından Admin

» alevilik bilgi forumu avatarlar
Salı Mayıs 03, 2016 1:18 pm tarafından Admin

» Karışık Gifler-Hareketli Gifler
Ptsi Mayıs 02, 2016 4:46 pm tarafından Admin

» TÜRKİYE GÜNDEMİ RESİM VE SÖZLERLE.
Cuma Nis. 29, 2016 10:48 am tarafından Admin

» ŞERİ-SÜNNİLİKTE KADIN
Ptsi Nis. 25, 2016 2:57 pm tarafından Admin

Haziran 2018
PtsiSalıÇarş.Perş.CumaC.tesiPaz
    123
45678910
11121314151617
18192021222324
252627282930 

Takvim Takvim

Galeri


Ortaklar
bedava forum

RSS akısı


Yahoo! 
MSN 
AOL 
Netvibes 
Bloglines 


Sosyal yer imi

Sosyal yer imi digg  Sosyal yer imi delicious  Sosyal yer imi reddit  Sosyal yer imi stumbleupon  Sosyal yer imi slashdot  Sosyal yer imi yahoo  Sosyal yer imi google  Sosyal yer imi blogmarks  Sosyal yer imi live      

Sosyal bookmarking sitesinde ALEVİLİK BİLGİ FORMU-ALEVİ-VEYSEL adresi saklayın ve paylaşın

Kimler hatta?
Toplam 1 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 1 Misafir

Yok

[ Bütün listeye bak ]


Sitede bugüne kadar en çok 216 kişi Cuma Ağus. 11, 2017 12:46 am tarihinde online oldu.
Istatistikler
Toplam 13 kayıtlı kullanıcımız var
Son kaydolan kullanıcımız: ZiLaN

Kullanıcılarımız toplam 5026 mesaj attılar bunda 676 konu

Akıl Tutulması ve Namaz

Aşağa gitmek

6.tr Akıl Tutulması ve Namaz

Mesaj tarafından Admin Bir Salı Mayıs 27, 2014 5:09 pm

Akıl Tutulması ve Namaz

Sünni ve Şii misyonerler tarafından Alevilere yönelik gerçekleştirilen
en önemli *****lerden biri de namaz ibadeti ile ilgilidir. Buna göre
Sünni ve Şii kimi çevreler, gerçeğin hilafına, bilinen şekil ve
kalıplara dökülmüş namazı İslam’ın bir buyruğu olarak gördüklerinden,
Alevileri kendi anladıkları biçimiyle namaz kılmadıkları ve böyle bir
şekilsel zorunluluğu kabul etmedikleri için tekfir etmekte yahut
cehaletle suçlamaktadırlar. Oysa gerçek bambaşkadır. Hiç kuşku yok ki,
bu gerçeği savunmak konusunda Alevi inanç ve kültürü gereken donanıma
sahiptir. Biz bu çalışmamızla o donanımı gözler önüne sermek istiyoruz.


Öncelikle namaz sözcüğünü semantik açıdan / anlambilimsel olarak inceleyelim. 
Namaz bilindiği üzere Farsça bir sözcüktür. Aslı “ Nemaz” dır. Sözlükte
dua, yalvarış, yakarış gibi anlamlara gelmektedir. Sözcüğün Farsça
olmasından da anlaşılacağı üzere Kur’an’da namaz sözü geçmemektedir.
Bunun yerine aynı anlama gelen Arapça bir sözcük mevcuttur. Namazın
Arapça’daki karşılığı “salat“ ifadesidir. 

“Salat” ifadesini temel alarak namaza kanıt arayan Sünni ve Şii
bilginler yer yer salat sözcüğü dışında başka sözcükleri de kendi
teolojik tezleri paralelinde aynı anlama gelmek üzere
yorumlamaktadırlar. 

Bu sözcükler; tesbih/yüceleme, zikr/anma, sabah Kur’an’ı/sabah okuması
vb.dir. Bu sözcükler; bilinen haliyle şekle dökülmüş namaz anlamına
gelmediği halde o anlama geliyormuşçasına kullanılmaktadır. 
Namazın nasıl kılınacağı konusunda Kur’an’da hiçbir bilgi yoktur. Bu da
gösteriyor ki namaz bir dua etkinliği olarak toplumdan topluma ve
kültürden kültüre başka biçimlerde yerine getirilebilir bir tapınma
faaliyetidir. Sadece bir kültürün tapınma faaliyetini, tüm Müslüman
toplumlara dayatmak İslam adına kültür emperyalizmi yapmaktan başka bir
şey değildir. Şekilsel bakımdan bilinen haliyle namaz, Orta Doğu ve
Arap halklarının tapınma biçimidir. Kıyam/Ayakta durma, Rukü/Eğilme,
Secde/Yere kapanma ve Ka’de/Oturma adı verilen şe[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]le
gerçekleştirilen namaz ibadeti İslami bir zorunluluk olmayıp tümüyle
geleneğin ürünüdür. Namazın İslami olan yönü Tanrı’nın adının
yüceltilmesi, ona boyun eğilmesi ve ona yalvarıp yakarılmasıdır.
Şekilsel yani zahiri yönünü İslami bir zorunluluk olarak görmek
yüzyılların getirdiği körleşmeden başka bir şey değildir. Tanrı
kendisini anmak isteyen kullarına belli şe[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]i
zorunlu kılacak kadar sığ bir varlık değildir. Asıl olan Allah’ın
anılması ise bunun belli bir şekle hapsedilmesi insani açıdan
insafsızlık olduğu kadar dinsel anlamda da bağnazlıktır. 
Buna karşın şurası bir gerçek ki, insanlar özellikle de Sünni ve Şii
Müslümanlar yüzyıllardır alıştıkları, kanıksadıkları ve belledikleri
şekil şartlarına hapsedilmiş bir namazdan başka türlü bir ibadeti kabul
etmekte elbette ki zorlanacaklardır. Ancak unutulmamalı ki bu zorlanma
İslam adı altında gerçekleştirilen Arap Kültür Emperyalizminin yürek
burkan ve can acıtıcı bir sonucudur. Bu yürek burkuntusunu ve can
acısını ortadan kaldırmanın yolu, yüce Allah’ın dinini bir ırkın
kültürüne hapsetmek isteyen çevrelere kararlılıkla karşı çıkmaktan
geçmektedir. Biz bu kaşı çıkışı gerçekleştirmek adına yola çıktık. 
Bu karşı çıkışta Alevi ulularından, Horasanlı, Türkistanlı Türkmen
pirlerinden aldığımız manevi güç, kuşku yok ki en büyük direnç
kaynağımızdır. 
Arap ve diğer Orta Doğu halklarının tapınma biçimini, “Namaz ancak
böyle olur. Başka türlü olmaz!” diye dayatanlara karşı Alevi ulularının
nefesleriyle verdiği yanıtlara geçmeden önce Sünni misyonerlerce ileri
sürülen günlük namazların beş vakit olduğu şeklindeki iddiaya ve Şii
misyonerlerin üç vakit ısrarlarına değinmek ve bu konudaki akıl
tutulmasını gözler önüne sermek istiyoruz. 

Sünni kimi din bilginleri Kur’an’da günlük beş vakit namazın
buyurulduğu düşüncesindedirler. Bu düşünceye varmak için esas aldıkları
söz konusu ayet şudur: 
"...Güneşin doğmasından önce de, batmasından önce de Rabbini övgü ile
tesbih et. Gecenin bazı saatlerinde ve gündüzün taraflarında da tesbih
et ki, rızaya ulaşasın." 
(Taha suresi,130)

_________________

ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH


 
                                                                                                                                    [Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
avatar
Admin
YÖNETİM
YÖNETİM

Başak Kayıt tarihi : 19/01/14
Yaş : 58
Nerden : istanbul

moderatörler
tercübe: araştırmacı-yazar

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

6.tr Geri: Akıl Tutulması ve Namaz

Mesaj tarafından Admin Bir Salı Mayıs 27, 2014 5:10 pm

Bu ayette namaz/salat
sözcüğü yerine tesbih yani yüceleme sözü kullanılmıştır. Fakat sanki
salat sözcüğü kullanılmış gibi davranılmakta ve beş vakit namaza en
güçlü kanıt denilerek bu ayet ileri sürülmektedir. Ayrıca bu ayette
“etraf “ yani “taraflar” ifadesi geçtiği halde pek çok yorumcu bu
sözcüğü “iki tarafında/gündüzün iki tarafında yani iki ucunda “
biçiminde anlamlandırmaktadır. Oysa “iki taraf” ifadesinin Arapça’daki
karşılığı “tarafeyn” dir. 

Görüldüğü üzere bu ayette iki çarpıtma vardır. Biri, namaz sözcüğü
kullanılmadığı halde kullanılmış gibi davranılmış olmasıdır. İkincisi
ise, taraflar sözcüğünün iki taraf/iki uç biçiminde tahrif edilmiş
olmasıdır. 

Alevi inancı açısından bakıldığında bu ayetten çıkan yorum şu
olmalıdır. Sabah, akşam, gece, gündüz ve her ne vakitte olursa olsun
Allah sürekli anılabilir. Bu anmanın şekli yoktur. Bu, bir sözle de
olabilir, bir hareketle de olabilir. Kişi buna içinde yaşadığı toplumun
gelenekleri çerçevesinde karar verebilir. 

Bir başka ayet ise şöyledir: 

“Gündüzün iki ucunda ve gecenin bir kısmında namaz kıl. Doğrusu iyilikler kötülükleri giderir." 
(Hud suresi : 114) 
Bu ayette iki taraf ifadesi doğru bir biçimde kullanılmıştır. “Gecenin
bir kısmında“ ifadesi bazı yorumcular tarafından “Gündüzün geceye yakın
kısımları“ biçiminde anlamlandırılmaktadır. “Kısımlar“ yani “Zülef“
ifadesi Arapça çoğul kuralları çerçevesinde en az üç adet anlamında
kullanılmaktadır. İki adet için başka bir çoğul kuralı vardır ki burada
ikil çoğul değil en az üç adet anlamına gelen çoğul eki kullanılmıştır.

Ayrıca diğer ayetin tersine tesbih yada zikr gibi sözcükler yerine
açıkça Namaz/salat sözcüğü kullanılmıştır. Fakat yine de bu ayette
“Gecenin bir kısmında” yada “Gündüzün geceye yakın kısımları“
ifadesiyle hangi vakitlerin kastedildiği belli değildir. Oysa
yorumcular; akşam, sabah ve yatsı namazlarının kastedildiğini ileri
sürmektedirler. 
Bir başka ayet: 

"Namazları ve orta namazını koruyun ve Allah'a gönülden boyun eğiciler olarak durun." 
(Bakara Suresi, 238 ) 
Bu ayeti de beş vakit namaza kanıt göstermekteler. Şöyle ki; Namazlar
anlamına gelen “salavat“ sözcüğü en az üç vakti bildirir. Bir de ayette
orta namazından bahsedilmektedir. O halde orta namazının gerçekten orta
namazı olabilmesi için salavat sözcüğü ile üç değil dört vakit namazın
kastediliyor olması gerekir. 
Görüleceği üzere burada da tam bir zorlama yorum vardır. Sünni
bilginler böylesi zorlamalarla beş vakit namazı ihdas etmeye
çalışmaktadırlar. 
Kur’an’da benzer içerikte birkaç ayet daha bulunmaktadır. Bir kısmı
peygambere özel olarak seslenen ayetlerdir. Yani sadece peygambere özgü
buyruklardır. 
Bu noktada “Vakitlendirilmiş namaz”dan bahseden ayeti ele almak yerinde olacaktır. 
"Namazı bitirdiğinizde, Allah'ı ayaktayken, otururken ve yan yatarken
anın. Artık güvenliğe kavuşursanız namazı kılın. Çünkü namaz, inananlar
üzerine vakitlendirilmiş olarak yazılmıştır." 
(Nisa Suresi, 103) 

Namazın yani salat’ın vakitlendirilmiş olmasından kasıt inananların
belli vakitler tayin ederek Tanrı’yı anmalarıdır. Toplu tapınma için
belli bir vaktin tayin edilmesi şarttır. Nitekim bu vakit açıkça
belirtilmiştir. Kur’an’da hiçbir yoruma gerek duyulmadan açıkça
belirtilen tek namaz Cuma namazıdır. 

Söz konusu ayet şöyledir: 

“Ey İnananlar, Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında, Allah'ı
zikretmeye koşun ve alım satımı bırakın. Eğer bilirseniz bu sizin için
daha hayırlıdır." 
(Cuma suresi, 9) 

Burada dikkat edilmesi gereken konu Cuma namazının kadın erkek ayrımı
yapılmadan tüm inananlara yüklenmiş olmasıdır. Ancak Sünni ve Şii
Müslümanlar bu gerçeği göz ardı ederek Cuma namazı sanki sadece
erkeklere farz kılınmış gibi hareket etmektedirler. Kur’an’ın bu
Tanrısal buyruğunu gereğince yerine getirenler de yine Alevilerdir.
Bilindiği gibi Aleviler Cuma günleri yani Perşembeyi Cumaya bağlayan
gece kadın erkek ayrımı yapmadan Cuma namazı kılmaktadırlar. Eski
takvimde ( Hicri ) yeni günün başlangıcının gün batımı olduğu gerçeği
dikkate alındığında Perşembeyi Cumaya bağlayan akşamın Cuma günü
içersinde yer aldığı görülecektir. Bu açıdan bakıldığında Alevilerce
Cuma akşamları yani Perşembeyi Cumaya bağlayan akşam yapılan Cem
ayinleri Kur’an’daki Cuma namazı buyruğunun yerine getirilmesi amacıyla
gerçekleştirilen bir toplu dua etkinliğidir. Hiç kuşku yok ki, Cem
ayini, Kur’an’da buyurulan toplu tapınmanın yani namazın Türk/Türkmen
toplumlarınca şekle dökülmüş halidir. Sünni ve Şii Müslümanlar Cuma
namazı adı verilen toplu tapınmada kadınlara yer vermezken Aleviler bu
konuda da ne denli doğru bir uygulama içerisinde olduklarını
göstermektedirler.


_________________

ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH


 
                                                                                                                                    [Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
avatar
Admin
YÖNETİM
YÖNETİM

Başak Kayıt tarihi : 19/01/14
Yaş : 58
Nerden : istanbul

moderatörler
tercübe: araştırmacı-yazar

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

6.tr Geri: Akıl Tutulması ve Namaz

Mesaj tarafından Admin Bir Salı Mayıs 27, 2014 5:11 pm

Nitekim Hünkar Hacı Bektaş Veli şöyle buyurmaktadır. 

‘‘Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde 
Hakk’ın yarattığı her şey bakın yerli yerinde 
Bizim nazarımızda kadın-erkek farkı yoktur 
Noksanlık ve çirkinlik senin görüşlerinde...’’ 
Kur’an’da namazla ilgili bir diğer çarpıcı ayet de şudur: 
“Eğer (bir tehlikeden) korkarsanız, namazı yaya olarak veya binek
üzerinde kılın. Güvenliğe kavuşunca da, Allah'ı, daha önce bilmediğiniz
ve onun size öğrettiği şekilde anın.” 
(Bakara suresi, 239) 

Gerçekten bu ayet egemen Sünni ve Şii çevrelerin dayatmacı yorumlarına karşı tam bir yanıttır. 

Şöyle ki; 

Namaz illa belli şEKİLle kılınacak diye bir kural yoktur. Çünkü binit
üzerinde söz konusu o şEKİLİ uygulamak olanaksızdır. O halde
anlaşılıyor ki namazın şekil olarak değişmez kuralları yoktur. Zorunlu
durumlarda geleneğin ortaya koyduğu şe KİLdeğişebilmektedir.Buzorunlu
durumla

günlük yaşamda karşılaşılan durumlarla sınırlandırmak hem doğru
değildir hem de Allah’ın rahmet esaslı kolaylaştırıcılık özelliğini
onun iradesinin hilafına kısıtlamaktır. Bu zorunlu durumlar kültürler
arası farklılıklar boyutunda anlaşılmalıdır. Her kültürün kendine özgü
bir tapınma şekli vardır. Egemen Sünni ve Şii çevreler sadece Orta Doğu
ve Arap halklarının tapınma biçimini tüm Müslüman halklara dayatıcı bir
tavır içerisinde olmuşlardır. Bu tavır yüzyıllardır Arap olmayan
Müslüman halkların bir inanç ve akıl tutulmasına uğraması sonucunu
doğurmuştur. Bu inanç ve akıl tutulmasını nispeten kıran tek halk, yine
Alevi Türkmenlerdir. Başta Türkmenler olmak üzere Türk kavimleri,
dayatılan tapınma şEKİLLERİni reddedip kendi kültürleri çerçevesinde
yüce Tanrı’ya ibadet etme yolunu yaşama geçirmeyi büyük bedeller ödeme
pahasına da olsa başarmışlardır. 

Kur’an’ın indiği ve onun ilk muhatabı olan Arap toplumunun kültürel ve
geleneksel özelliklerinin pek çok dinsel konuda izler taşıdığı
biliniyorken başka toplumlara bu özelliklerin sanki dinin aslındanmış
gibi dayatılması Allah adına zulmetmekten başka nedir ki? 

Bu zulme seyirci kalmak ve yüce İslam dininin Arap gelenekleri
içerisinde boğulmasına göz yummak samimi birer Müslüman olarak tahammül
edebileceğimiz bir durum değildir. Aynı şekilde İslam örtüsü altında
Arap kültürünün halkımıza ve diğer Müslüman halklara empoze edilmesi
karşısında sessiz kalmak sahip olduğumuz insani vasıflarımızın
şekillendirdiği kişiliğimizin asla kabul etmeyeceği bir husustur. 

Namazla ilgili olarak üzerinde durulması gereken bir diğer konu da
savaş sırasında namazın nasıl kılınacağı ile ilgili husustur. Bu konuda
Nisa Suresi 101. ve 102. ayetlerde açıklama yapılmıştır: 
“Yeryüzünde sefere çıktığınızda, hakikati inkara şartlanmış olanların
âniden üzerinize saldırmasından korkarsanız namazı/duayı kısaltmanızda
sakınca yoktur. Kuşkusuz ki, gerçeği inkar edenler sizin apaçık
düşmanlarınızdır. O halde sen inananlar arasında iken onlara
namazda/toplu dua etkinliğinde önderlik yapacaksan, bir bölümünün,
silahlarını kuşanmış olarak seninle namaza durmalarına izin ver. Onlar,
namazlarını bitirdikten sonra, namazlarını eda etmemiş olan diğer
grubun her türlü tehlikeye karşı hazır vaziyette ve silahlarını
kuşanmış olarak gelip seninle namaza durmaları sırasında size
koruyuculuk yapsınlar; hakikati inkara şartlanmış olanlar sizin
silahlarınızı ve teçhizatınızı unutup bırakmanızı isterler ki âni bir
baskınla üzerinize saldırabilsinler. Fakat yağmurdan dolayı sıkıntıya
düşerseniz yahut hasta iseniz silahlarınızı bırakmanızda bir sakınca
yoktur; ama tehlikeye karşı hazırlıklı olun. Allah, hakikati inkar
edenler için alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.” 
(Nisa Suresi 101. 102.) 
Görüleceği üzere bu ayette de zorunlu durumlarda namazın şekli ve
süresi konusunda değişiklikler yapılabileceği Tanrısal bir hüküm olarak
belirtilmektedir. Bu zorunlu durumlardan yukarıda da belirttiğimiz gibi
kültürler arası farklılıklar da anlaşılmalıdır. Özellikle göçebe
Türkmenlerin sosyal yaşamları dikkate alındığında ne denli zorunlu ve
zorlu durumların yaşanabileceği takdir edilecektir. Sürekli göç eden
Türkmenlerin yerleşik Araplar gibi bir ibadet yaşamlarının olması
mümkün değildir. Göçebe bir halka yerleşik bir halkın ibadet biçimini
zorunlu kılmak hiç kuşku yok ki bir zulümdür. Alevilerin neredeyse
tamamına yakınının göçebe Türkmen oymaklarından meydana geldiği
düşünüldüğünde, geçmişte belli zaman dilimlerinde yapılan Cem
ibadetlerinin ne denli isabetli bir uygulama olduğu daha iyi
anlaşılacaktır. Göçebe Türkmenlerin tarihsel süreç içerisinde yerleşik
yaşama geçmeleri ve özellikle kentleşmeyle birlikte kent yaşamının
gerekleri çerçevesinde Cem ibadetini zamansal olarak sabitleştirdikleri
bilinmektedir. Buna göre Cem ibadetleri Perşembeyi Cumaya bağlayan gece
yapılmak suretiyle zamansal olarak da sabitleştirilmiştir. 



_________________

ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH


 
                                                                                                                                    [Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
avatar
Admin
YÖNETİM
YÖNETİM

Başak Kayıt tarihi : 19/01/14
Yaş : 58
Nerden : istanbul

moderatörler
tercübe: araştırmacı-yazar

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

6.tr Geri: Akıl Tutulması ve Namaz

Mesaj tarafından Admin Bir Salı Mayıs 27, 2014 5:12 pm

Ayrıca Sünni bilginlerin
tüm ısrarlarına rağmen Şiiler günlük namazların üç vakit halinde
kılınabileceğini ileri sürerek aslında bu hususta Kur’an’ın
zannedildiği gibi net hükümler içermediğini fiilen ilan etmiş olmakta
değil midirler ? 

Sünni din bilginlerinin günlük namazlar konusunda sergiledikleri bir
diğer gülünç durum ise namazın miraçta aslında elli vakit olarak
emredildiği fakat daha sonra Hazreti Musa’nın isteği ve Hazreti
Muhammed’in ricasıyla kademe kademe beş vakte indirildiği yönündeki
rivayettir. Bu rivayetin kaynağı Sünnilerin en sağlam hadis kitapları
olarak kabul ettikleri derlemelerdir. 
“Hazreti Peygamber'e İsrâ gecesi, namaz elli vakit olarak farz kılındı.
Sonra azaltıldı ve beş vakte düşürüldü. Sonra şöyle seslenildi: Ey
Muhammed, şüphesiz bizim nezdimizdeki söz bir değişikliğe uğramaz.
Senin için bu beş vakit namaz, elli vakit namazın karşılığıdır." 
(Buhâri, Salat, 76, Enbiya, 5) 
Aynı içerikte başka hadisler yine Sünnilerce muteber kabul edilen başka
kaynaklarda da yer almaktadır. Söze konu bu hadislerde peygamber ile
Allah’ın neredeyse günlük namazların sayısı konusunda pazarlık
yaptıkları gibi bir manzara sergilenmekte ve bu pazarlıkta Hazreti Musa
da Hazreti Muhammed’in avukatı rolüne soyunmaktadır. Aslında bu durum
dinin hurafe ve efsanelerle ne denli özünden saptırıldığının
acıklı/trajik örneklerinden biridir. 
Yeniden Kur’an’a dönecek olursak Kur’an’daki hükümleri zahiri/dışsal
anlamlarıyla anlamakta ısrar edip zamanın ve farklı toplumsal
özelliklerin doğurduğu yeni koşulları görmezden gelen Sünni ve Şii din
bilginlerine bir soru yöneltmek istiyoruz. 
Kur’an’da Hacca davetin yer aldığı ayetteki anlamları aynen uygulamak
konusunda neden zahiri manaya bağlı kalmaktan vazgeçiyorsunuz? 
Kur’an’da hacca davet ile ilgili ayette şöyle denilmektedir: 
“İnsanlar içinde haccı ilan et ki, gerek yaya olarak ve gerek uzak
yoldan gelen yorgunluktan incelmiş develer üzerinde sana gelsinler.” 
(Hac suresi, 27) 
Bu ayetin zahiri/dışsal anlamı dikkate alındığında haccın mutlaka ya
yaya olarak yada yorgunluktan incelmiş develer/binitler üzerinde
yapılması gerekmiyor mu? 

O halde neden bunu uygulamıyorsunuz da hacca otobüslerle, uçaklarla yada gemilerle gidiyorsunuz? 

Hani Kur’an’ın tüm hükümleri uygulanmalıydı? 

Hacca yaya olarak ya da yorgunluktan incelmiş develer üzerinde neden gitmiyorsunuz? 

Hem kendiniz böylesi hükümleri uygulamıyorsunuz hem de Alevileri sizin
anladığınız anlamda, sizin istediğiniz vakitlerde ve sizin istediğiniz
şEKİLEdökülmüş olarak namaz kılmadıkları için ***** ediyorsunuz. 

Ne hakla? 

Üstelik bu ayette dikkat çekilmesi gereken bir diğer husus da “sana
gelsinler“ ifadesidir. Burada “sana“ ifadesiyle kim kastedilmektedir?
Hiç Kuşku yok ki burada kastedilen Hazreti Muhammed’tir. Ancak kimi
kaynaklarda bir önceki ayet de dikkate alınarak burada kastedilenin
Hazreti İbrahim olduğu da belirtilmektedir. 

Hac ibadeti bizzat peygamberin şahsını ziyaret midir, yoksa Kabe’yi ziyaret midir? 

Peygamberin şahsını ziyaret ise eğer neden o vefat ettikten sonra da hac ibadeti sürmüştür? 

Yok kastedilen peygamberin şahsı değil de Kabe’nin ziyaret edilmesi ise o halde neden “sana“ ifadesi yer almaktadır? 



_________________

ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH


 
                                                                                                                                    [Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
avatar
Admin
YÖNETİM
YÖNETİM

Başak Kayıt tarihi : 19/01/14
Yaş : 58
Nerden : istanbul

moderatörler
tercübe: araştırmacı-yazar

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

6.tr Geri: Akıl Tutulması ve Namaz

Mesaj tarafından Admin Bir Salı Mayıs 27, 2014 5:13 pm

Burada anlatmaya
çalıştığımız husus, Kur’an’ın zahiri manasıyla anlaşılması gerektiği
konusunda yapılan/yapılacak olan bir ısrarın ne denli tuhaf sonuçlar
doğuracağıdır. 
Özellikle namaz konusundaki ayetler dikkate alındığında görülecektir
ki, din bilginleri şifre çözer gibi hatta iğneyle kuyu kazar gibi namaz
vakitlerini saptamak için çırpınıp durmuşlardır. 

İddia ettikleri gibi ve onların anladıklarını ileri sürdükleri haliyle
namaz günlük yaşamda bu denli önemli bir tapınma biçimi ise Yüce Allah
neden böylesi önemli bir konuyu açıkça ortaya koymamıştır? 

Neden Allah bu denli yoruma ve kafa yormaya gereksinim duyulan ifadeler kullanmaktadır? 

Oysa Kur’an’ın pek çok ayetinde Allah, Kur’an’ın apaçık ve net bir kitap olduğunu söylemektedir. 

Bizce bunun yanıtı bellidir. Tanrı, ibadet/tapınma biçimini ve vaktini
inananların mensup oldukları kültürlere göre belirleyebilme imkanını
sağlamak için böylesi bir yolu irade etmiştir. Fakat zahiriler bu
gerçeği anlamak istemedikleri için çırpınıp durmaktadırlar. 

Günümüzde kimi Sünni bilginler de namaz konusundaki şekil şartlarının
aslında dinin asli buyruklarından olmadığı ve tümüyle geleneğin
yansıması olduğu konusunda fikirler beyan edebilme noktasına
gelmişlerdir. Kuşku yok ki bu sevindirici bir durumdur. Bu hususta
ülkemizin yetiştirdiği ünlü din bilginlerinden Prof. Dr. Yaşar Nuri
Öztürk’ün öne çıkmakta olduğu malumdur. 

Aleviler tarih boyu namaz konusunda kendilerine yönelik *****lere kimi
nefes ve deyişlerde felsefi içeriği derin ve bilgece yanıtlar
vermişlerdir. Şimdi bu yanıtlardan bazılarını örnek olarak sunalım: 
Bana namaz kılmaz diyen 
Ben kıluram namazımı 
Kılur isem, kılmaz isem 
Ol Hak bilür niyazımı 
….
Bir kez gönül yıktın ise 

Bu kıldığın namaz değil 
Yetmişiki millet dahi 
Elin yüzün yumaz değil 
… 
Savm, Salat, Hac, Zekat; 
Hicaptır aşıklara ! 
Aşık, bundan münezzeh, 
Naz u niyaz içinde… 
… 
Oruç, namaz, zekat, hac 
Cürm ü cinayetdür 
Fakir bundan azaddur, 
Has u havas içinde... 
… 
Abdestimiz, namazımız, 
Doğruluktur taatımız, 
Aşka bağladık safımız, 
Safımızdan kim ayıra... 
Yunus Emre 


Camilerde olan imam 
Çoğu bilmez bunu tamam 
Dört bin altı yüz seksen selam 
Daha namaz sorar mısın 

Kaygusuz Abdal 
Sofular secde ederler mescidin mihrabına 
Yar eşiği secdegahım, yüz sürerim kime ne 
Kah çıkarım gökyüzüne hükmederim Kaf be Kaf 
Kah inerim yeryüzüne yar severim kime ne 

Seyyid Nesimi 



Namazımız dara durmak 
Orucumuz sabretmek 
Biz bir oruç tutarız ki 
Ramazan’a benzemez. 

Seyyid Nesimi 
Ve sanıyorum en susturucu yanıtı da büyük ozanımız Pir Sultan Abdal vermiştir: 

Alınmış abdestim aldırırlarsa
Kılınmış namazım kıldırırlarsa 
Sizde Hak diyeni öldürürlerse
Ben de bu yayladan Şah’a giderim… 

Pir Sultan Abdal 
Sonuç:

Aleviler üzerinde yüzyıllardır süren baskının yansımalarından biri
olarak nitelenebilecek beş yada üç vakit namaz dayatmasına karşı Alevi
inanç ve kültürünün tarihsel birikiminden yararlanarak kaleme aldığımız
bu çalışmamızı, ulaşılan sonuçları maddeler halinde sıralayarak
noktalayalım: 

1. İslam dine göre namaz bir dua etkinliğidir. Bu etkinlik bireysel
olarak yapılabileceği gibi toplu olarak da yapılabilmektedir. 

2. İslam dinine göre namazın belli bir şekli yoktur. Her toplum kendi
kültürü/gelenekleri çerçevesinde bir takım şEKİLDE ihdas edebilir. 

3. İslam dinine göre günlük olarak beş yada üç vakit namaz söz konusu
değildir. Namazın gerek şekli gerekse de ihdas edilmiş vakitleri
tümüyle zorlama yorumlara ve Orta Doğu ve Arap halklarının
geleneklerine dayanmaktadır. 

4. Alevi–Bektaşilerin namaz konusunda geliştirdikleri içtihad, mensup
oldukları kültürlerinin doğal sonucudur. Bu bağlamda cem ayini,
İslam’ın namaz emrinin Alevi ve Bektaşilerce uygulanma biçimidir. 

5. Alevi–Bektaşilerin namazı cem ibadetidir. Başka türlü bir namaz
Alevi inanç ve kültüründe olmadığı gibi Alevi geleneğine de aykırıdır. 

6. Cem ayini, içerisinde barındırdığı kıyam yani dara durma, tecella ve
temanna yani rukü ve ayrıca defalarca icra edilen secdesiyle İslam’ın
namaz buyruğunu karşılayan en güzel ritüeldir. 

7. Cem ayini yerine başka türde bir namazı benimsemek yada bunu savunmak Aleviliğin eritilme çabasından başka bir şey değildir. 

8. Kur’an’da vakti hiçbir yoruma gerek duyulmadan açıkça belirtilen tek
namaz Cuma namazıdır. Alevi–Bektaşilerin Cem ayinlerinin yapılış vakti
yani Perşembeyi Cumaya bağlayan gece Cuma namazı vaktidir. Cuma
namazının vakti Cuma günü süresinin tümüdür. Bu sürenin her hangi bir
bölümünde namaz ifa edilebilir. 

9. Cuma namazı Kur’an’da kadın erkek ayrımı yapılmadan tüm inananlara
emredilmiştir. Bu bağlamda Alevi–Bektaşilerin kadın erkek birlikte cem
yapmaları Kur’ansal buyrukla örtüşen gerçek bir ibadet hüviyetindedir. 

10. Namaz konusunda yüzyıllardır süren Sünni ve Şii uygulamalarının bir
inanç ve akıl tutulması olduğu açıktır. Sünni ve Şiilerin bu konudaki
yorumlarına Alevilerin gösterdiği saygı eşit düzeyde bir karşılığı hak
etmektedir. Bu bağlamda Alevilerin namaz ile ilgili olarak
geliştirdikleri yorum ve uygulamaya Sünni ve Şii din bilgileri de aynı
şekilde saygı göstermek zorundadırlar. 

11. Kur’an’da, Allah’ın yatarken, ayaktayken ve otururken de anılmak
suretiyle ibadet edilebileceği net bir biçimde belirtildiğinden namazı
belli bir şekle hapsetmeye çalışmak isabetli bir tutum değildir. 

12. Alevi–Bektaşi inancına göre cem ayininin teolojik kökeni kırklar meclisidir. 

Son söz olarak yineleyelim ki, Alevilerin namazı cem ayinidir. Başka
namaz bilmeyiz. Bir de hakka yürüyen canın ardından kılınan ve bir
helalleşme niteliğinde olan Cenaze Namazımız vardır ki bu namaz, gerek
semantik gerekse işlev bakımından bu yazımızın kapsamı dışındadır. 

Mustafa Cemil Kılıç

Alevi konseyi
__________________
ALEVİ OLUPTA CEME GELMİYEN.
HIZIR ORUCUNDA ORUÇ TUTMIYAN.
MUHARREM AYINDA MATEM ETMİYEN.
İSTERSE HER GÜN BEN ALEVİYİM,BEN TALİBİM DESİN İNANMA........

MİHMAN ALİ DERLER DERLER ALİM KENDİDİR.....
MİHMAN ALİM ŞAHIM ALİM ALİM....KÖLEN OLAYIM......

EY YAR SANA SEVDALANDIM....
KIRILMIŞ KOLUM KANADIM....
MISRALARA DÜŞTÜ ADIM....
TÜRKÜLERDE SEVDİM SENİ.....

_________________

ALLAH-MUHAMMED-YA ALİ ...Alevilik İslamiyetin İçinde Mayalanmıştır...ALLAH EYVALLAH


 
                                                                                                                                    [Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
avatar
Admin
YÖNETİM
YÖNETİM

Başak Kayıt tarihi : 19/01/14
Yaş : 58
Nerden : istanbul

moderatörler
tercübe: araştırmacı-yazar

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz